Babilin Asma BahceleriHani “adı var, kendi yok” derler ya bu tanım belkide en çok “babilin asma bahçeleri” için kullanılabilir. Babilin asma bahçeleri’ni gören ve bilen yok ama ihtişamı yüzyıllardır sürüyor. Antik Babil kentinde yapılan kazılarda sözkonusu bahçenin kralın sarayına yakın olabileceği düşünülerek bir çok deneme gerçekleştirildi. Bulunan su kanalları ve duvar yıkıntılarının “Babilin asma bahçeleri” ne ait olabileceği sanılıyor.

Tarihte yer alan bir çok söylence, efsane ve hikaye incelendiğinde, gerçekliği günümüzde halen tartışma konusu olan bazı ipuçlarına ulaşıyorsunuz. Tarihçi Diodorus Siculus “Bahçenin yamacına doğru yaklaştığınızda, yapının tüm görkemi ile kat kat yükseldiğini görürsünüz. Dev gibi bitki yığınları, büyük ve kalın gövdeli ağaçlar öylesine cezbedici ki, adeta bakanları büyülüyor. Nehirden gelen suyu çeşitli aletler yükseklere çıkarıyor ve siz bunları dışarıdan baktığınızda göremiyorsunuz.” diye anlatıyor örneğin.

Binbir çeşit meyveler, çiçekler, yapay şelaler, yapının katlarında dışarı doğru taşan bahçeler, egzotik hayvanlar anlatılanlardan sadece bir kaçı. İşte “Babilin asma bahçeleri” ni görebilenlerin aklında kalan, daha doğrusu aklını başından alan ayrıntılar bunlar. Çoğunu da eski Yunan tarihçileri anlatmış, dile getirmiş. Belki de bu tarihçiler olmasaydı hiçbirimiz böylesine mucizevi bir yapıdan haberdar olmayacaktık.

Zamanın kralı Nabukadnezar, günümüze kadar ulaşan bir taş tablette “Babilin asma bahçeleri” nin inşaasından bizzat bahsetmektedir. Tablette aynen şu ifadeler yer alıyor : “Pişirilmiş tuğlaları bir dal biçiminde şekillendirdim ve kraliyet mekanı olarak kendim için Babil’in surları arasında yükselterek büyük, basamaklı bir kum yapısı inşa ettim”

Asma bahçelerini Babil’in yıkıntıları arasında aramanın ne kadar doğru olup olmadığını kendimize sormamız gerekir. Belki de anlatıların hepsi anlatanların hayalgücünde saklı...Zamanında sıradan halkın girmesinin yasak olduğu Babil surlarının üzerinde, yüksekte bulunan kraliyet sarayının, Yunanlı tarihçilerin hayal gücünü fazlası ile harekete geçirmiş olabileceği sizce de akla daha yatkın değil mi?

Bu soruya yanıt aramaya çalışan ve ciddi anlamda kafayı “Babilin asma bahçeleri” ile bozmuş olan Alman arkeolog R.Koldewey, işte 1899’da Babil’in Asma Bahçelerinin gerçek mi, yoksa bir hayal mi olduğunu araştırmaya başladı. Şehirden geriye çamurlu bir enkazdan başka hiçbirşey kalmamıştı. Bir çok antik şehrin aksine, kentin yerinin herkesce bilinmesine karşın, kentin mimarisinden geriye görülebilir bir yapı kalmamıştı. R.Koldewey, Babil’i 14 sene boyunca kazdı ve kentin iç duvarları, dış duvarları, Babil Kulesinin ve Kral Nabukadnezar’ın sarayının temellerini ve kentin merkezinden geçen kraliyet yolunu ortaya çıkardı. Güney kalesini kazarken, taşlı kubbe tavanları olan ondört odalı bir bodrum buldu. Tarihi kayıtlara göre, kentte birtek iki binada, kuzey kalesinin kuzeydeki duvarında ve asma bahçelerinde taş kullanılmıştı. R.Koldewey gerçekten de asma bahçelerinin bodrum katını bulmuş gibi gözüküyordu. Bölgede araştırma yapmaya devam etti ve Diodorus’un kayıtlarında anlattığı bir çok özelliği bulmayı başardı. Enson tabanında üç tane ilginç delik bulunan bir oda ortaya çıkarıldı. Bu odanın suyu, bahçenin en üst noktasına pompalamaya yarayan zincir pompaların yeri olduğu sonucuna varıldı. Sözkonusu binanın temelleri 30’a 50 metre boyutlarındaydı. Bina, gerçektende antik tarihçilerin tarif ettiğinden küçük, ama genede etkileyiciydi.

Belki "Dünyanın 7 harikası nelerdir" yazısı da ilginizi çekebilir.

YAZAR @lternatif

«
Sonraki
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt

Hiç yorum yok:

YORUMLAYINIZ